Hakikat Sonrası Dünyada Hegel

Bu etkinlik tamamlanmıştır.

"Hiç kuşkusuz felsefe tarihinin en önemli filozoflarından birisi olan Hegel, 19. yüzyıldan itibaren felsefi düşünceye damgasını vurmuş ve kendinden sonraki bütün düşünürler için bir kavşak olma rolü üstlenmiştir. Özellikle birey, toplum ve devlet ilişkisini döneminin çözümü elzem sorunlarından birisi olarak görerek, Alman İdealizmini doruklara ulaştıracak olan görüşlerini oluşturmuş ve dini, sanatı, bilimi, tarihi ve felsefeyi, bütünlüklü bir bilgi elde etmede vazgeçilmez uğraklar olarak kabul etmiştir. Toplumlar ancak bu bütünlüklü düşünce sayesinde özgür bir devlet hedefini gerçekleştirebilirler. Hegel’in dinden hukuka, sanattan bilime, tarihten devlete uzanan yazılarında, kimi belirsizliklerine rağmen, bir hakikat sorunu olarak hep bu omurga üzerinde kalınmıştır. Yazılarının anlaşılmasındaki güçlük, kendinden sonraki pek çok filozofun kendine has bir Hegel imgesi yaratmasına sebep olmuştur. 20. yüzyıl düşüncesi için bir zenginlik olarak düşünülebilecek bu yorumlar, bu yüzyılın hukuksal, ahlaksal ve toplumsal ilişkilerini aydınlatan önemli bir külliyata dönüşmüştür. Toplantımızdaki konuşmacılar Hegel’in bu farklı imgelerini kendilerine sorun edinerek günümüzdeki yansımalarını tarih, politika, etik ve sanat konusunda tartışmaya açacaklardır."

Prof. Dr. Kubilay Aysevener | FKSD 5. Sonbahar Buluşması Akademik Danışmanı

----------

Felsefe Kültür Sanat Derneği olarak ilk etkinliğimiz olan Akademia Atölyesinin bir tamamlayıcısı olarak her yıl düzenli olarak sürdürdüğümüz sonbahar buluşmalarımızın beşincisini bu yıl Özel Varlık Anadolu Lisesi ve Goethe Institut Ankara’nın katkılarıyla gerçekleştiriyoruz.


Hegel’e odaklandığımız bu yılki buluşmamızın ana başlığı ise Hakikat Sonrası Dünyada Hegel

Akademik danışmanlığını Dokuz Eylül Üniversitesi Felsefe Bölümünden Prof. Dr. Kubilay Aysevener'in yaptığı bu yılki buluşmamızda, Aysevener'in yanı sıra, Dr. Ömer Behiç Albayrak, Dr. Güçlü Ateşoğlu, Prof. Dr. Nami Başer, Doç. Dr. Kurtul Gülenç, doktora öğrencisi Özgür Emrah Gürel, Doç. Dr. Eyüp Ali Kılıçaslan ve Prof. Dr. Onur Bilge Kula ile birlikte olacağız.

Etkinlik Künyesi


Düzenleyenler
Felsefe Kültür Sanat Derneği (FKSD)
Özel Varlık Anadolu Lisesi
Goethe Institut Ankara

Akademik Danışman

Prof. Dr. Kubilay Aysevener
Dokuz Eylül Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi


FKSD Etkinlik Koordinatörü
Hatice Bilge Coşkun-Apaydın | FKSD Yönetim Kurulu Üyesi


Konuşmacılar (Soy isimlerin alfabetik sırasına göre)

Dr. Ömer Behiç Albayrak
İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi


Dr. Güçlü Ateşoğlu
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi

 

Prof. Dr. Kubilay Aysevener
Dokuz Eylül Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi


Prof. Dr. Nami Başer
Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi (emekli)
Okan Üniversitesi Tiyatro Bölümü Öğretim Üyesi

Doç. Dr. Kurtul Gülenç
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi

Özgür Emrah Gürel
Dokuz Eylül Üniversitesi Felsefe Bölümü Doktora Öğrencisi

Doç. Dr. Eyüp Ali Kılıçaslan
Ankara Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi


Prof. Dr. Onur Bilge Kula
Hacettepe Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi


Etkinlik Programı ve Bildiri Özetleri
 

26 Ekim 2019 Cumartesi 10.30 - 11.00 | Açılış Konuşmaları

Ali Apaydın | FKSD Yönetim Kurulu Başkanı
Dr. Ahmet Terkivatan | Goethe Institut Ankara Yetkilisi


26 Ekim 2019 Cumartesi 11.00 - 13.00 Birinci Oturum
Hegel'in Metafiziği ve 21. Yüzyılda Ontoloji Sorunu

 

Hegel'in Tarih Metafiziğinin Olanakları | Prof. Dr. Kubilay Aysevener

Hegel, aklın tarihsel kurulumuna ilişkin belirlemeleri ile idealist geleneğin öteden beri işlemekten vazgeçmediği kültür, gelenek ve uygarlık kavramlarının toplulukların yaşam amaçlarıyla bezeli bir biçimde şekillendiğini ve o toplulukları sanat, din, felsefe ve bilim aracılığıyla açımlamalarına imkân verdiğini göstermek istemektedir. Bu erken dönemden geç döneme evrilerek gelişen tarihsel bir süreçtir ve sonuçta insanın özgürleşmesiyle, diğer bir deyişle tinin kendini gerçekleştirmesiyle son bulur. Hegel metafiziğinin Hegel’in kendisinden sonra en çok eleştirilen yönü bu olmuştur. Konuşmada bu sorunu açıp, Hegel’in bu çözümlemesini yorumlayarak günümüz açısından nasıl değerlendirilebileceğini ve bunun ne gibi olanaklar sağlayabileceğini tartışacağız.

Hegel Felsefesinde Metafizik: Gadamer, Beiser ve Houlgate Bağlamında Bir Tartışma | Dr. Güçlü Ateşoğlu
Hegel’in felsefesinin bir metafizik olup olmadığı üzerine bir tartışma mevcuttur. Bazı düşünürler olduğunu belirtirken, diğerleri anti-metafizik olduğunu ya da metafizik-olmayan yanlarının vurgulanması gerektiğini ifade ederler. Bu bağlamda akla şu sorular gelebilir: Hegel eski metafiziğin bir temsilcisi midir? Hegel’in bir metafizik eleştirisi var mıdır? Hegel yeni bir metafizik mi inşa etmiştir? Varsayımsız ya da temelsiz bir felsefe ne demektir? Felsefe tarihini bir bütün olarak felsefenin kendisi olarak gören Hegel, metafizik tarihinin son halkası mıdır? Son sorunun bu sunumun sınırlarını aşabileceği düşüncesi kayıt altında tutularak, bu konuşmada Hegel metafiziğinin ya da metafizik eleştirisinin 20. ve 21. yüzyılın önemli düşünürlerinden Hans-Georg Gadamer, Frederick C. Beiser ve Stephen Houlgate’in felsefelerindeki alımlanması karşılıklı olarak ele alınıp tartışılacaktır.

26 Ekim 2019 Cumartesi 15.00 - 17.00 İkinci Oturum
Politika Felsefesinde Çağdaş Hegelci Uğraklar

Hegel’in Politika Felsefesinin Mahiyetine İlişkin Çağdaş Tartışmalar | Doç. Dr. Kurtul Gülenç

Hegel’in Hukuk Felsefesi’ni tartışan tüm çağdaş yorumcuların yüzleşmek zorunda kaldığı temel bir soru vardır: Hegel’in politika üzerine görüşlerini daha geniş felsefi taahhütleri ışığında ne kadar anlamalıyız? Bu sorunun arka planında çok basit bir argüman yatar. Eğer Hegel’in politika felsefesi özünde düşünürün daha geniş felsefi sisteminin içine yerleşmiş ise ve yine bu felsefi sistem spekülatif idealizmin gerçekleşmesi ise, o halde Hegel’in politik düşüncesine dair her tartışma spekülatif idealizmi nasıl yorumladığımız problemine bağımlı olacaktır. Ne var ki günümüzde Hegelci metafiziğin az sayıda savunucusu vardır. Bu tespit onun politika felsefesinin de düşüşte olduğu, gölgede kaldığı anlamına mı gelmektedir? Bu sunum bu problem çerçevesinde Hegel’in Hukuk Felsefesi eserini iki farklı düzlemde (metafizik ve metafizik olmayan düzlemlerde) ele alıp yorumlayan çağdaş düşünürlerin karşılaştırmasına odaklanmayı amaçlamaktadır.

Muhafazakâr-Liberal İkileminden Hegel’i Kurtarmak: Sosyalist Hegel | Doç. Dr. Eyüp Ali Kılıçaslan
Hegel’in hukuk felsefesi gerek muhafazakârlar gerekse liberaller arasında taraftar bulduğu gibi, bu kesimler tarafından aynı zamanda çok sert şekillerde eleştirildi. Yayınlanışının üzerinden iki yüzyıl geçmesine rağmen Hegel’in Hukuk Felsefesi eserinde geliştirdiği politik felsefesi birbirine oldukça zıt şekillerde yorumlanıyor. Bu yorumlar Hegel hayattayken de dillendirilmişti. Bugün yeni bir yorum izlenimi uyandıran görüşlerin izleri daha eskilere kadar pekâlâ götürülebilir. Yorumlar “konjonktür”e göre değişiklikler göstermekteler. Hegel’in hukuk felsefesi ya da politik felsefesi uzun bir süre doğrudan doğruya Alman tarihinin gidişatı ile ilişkilendirildiğinde karşımıza “Prusya Restorasyon filozofu” ya da “Prusya’nın resmi filozofu” Hegel çıkmaktadır. Daha sonra “güçlü devlet doktrini” geliştiren bir Hegel tablosunun önümüze koyulduğunu görürüz –giderek de Bismarck politikalarını önceleyen bir Hegel. Doğal olarak bu doktrini “pre-faşist” ya da “totaliter” bir Hegel imgesine bağlamak zor olmayacaktır. Marxistler ya da sol-Hegelciler Hegel’i Prusya devletiyle “uzlaşmacı” ya da “uyumlu” ve dolayısıyla “tutucu” ve “gerici” diye eleştirdikleri gibi “devrimci” ve “ilerici” olarak da övdüler. Bir başka yorum Hegel’i “modern devlet teorisyen”i olarak resmetmekte. Bu yorumların uzantısı olabilecek başkaları da belirtilebilir. Genel bir sınıflandırma bu şekilde yapılabilir. “Sosyalist Hegel” ise başka bir yorum denemesi. Bu konuşma alternatif bir Hegel tablosu ortaya koymayı deneyecek.

27 Ekim 2019 Pazar 11.00 - 13.00 Üçüncü Oturum
Ahlak ve Etik Arasında Hegelci Eleştiri

Fenomenoloji’den Hukuk Felsefesi’ne Hegel Etiği  | Prof. Dr. Nami Başer

Etiğin Latinceye çevirisi olan moral, zamanla, en çok da Hristiyan dininin etkisiyle, bağımsızlaşmış, Kant’la birlikte de özel bir anlam kazanmıştır. Almancaya çevrilince sittlichkeit olan etik Hegel tarafından Kant’a karşı öne çıkarılmış ve savunulmuştur. Bu sunumda önce bu çatışma vurgulanacak, sonra da Hegel’in tezi, yani etiğin ahlakı kaldırdığı (Aufhebung) yönündeki tez irdelenecektir. Sunumda, Nazizm ile ilişkileri açısından Eichmann’ın Nüremberg mahkemesinde Kantçı olduğunu söylemesi ve Hegel’in “devletçi” olarak algılanan etiği örnek gösterilerek, Derrida’nın Glas adlı metnindeki Genet ve Hegel karşılaştırması da irdelenecek ve bu konuların çağdaş dünyadaki yankıları ele alınacaktır. Böylece hem aralarındaki fark, hem de Hegel için etiğin önemi ortaya çıkarılmış olacaktır.

Şiddetin Dönüşüm Süreçlerinde Hegel’in Ahlâk Felsefesini Düşünmek: Zor ve Akılsallık Diyalektiğinin Paradoksu | Özgür Emrah Gürel
Bu sunum Hegel’in ahlak felsefesini öncelikle şiddet ve akılsallık ikilemi/gerilimi bağlamında yeniden anlamayı ve tartışmayı hedeflemektedir. Sırasıyla Tinin Fenomenolojisi, Hukuk Felsefesi ve Tarih Felsefesi eserlerinde Hegel, politikanın etik eleştirisini ve normatif kökenlerini tarif etmeyi bütünlüklü bir sistem teorisinin temel yapıtaşı olarak görmektedir. Bir başka şekilde ifade edilecek olursa zorun –şiddetin açığa çıktığı farklı politik momentleri– dil ve daha özelde yasa içinde tutulması olarak düşünebilecek bu kavrayış, akılsallık ve zor arasındaki diyalektiği kendine felsefi bir sorunsal haline getirerek hareket eder. Bu konuşma Hegel’in ahlak felsefesini soyut bir normlar bütünlüğü olarak görmekten çıkarıp, bir pratikler bütünlüğü olarak okumayı ve bu pratiklerin en temelde şiddet uğraklarını yasanın dili içerisinde “uysallaştırılması” olarak tarif etmeyi hedefliyor. Böyle bir tartışma önerisi Hegel’in “etik yaşam” olarak adlandırdığı bu yapıya “şiddetin dönüşüm süreçleri” olarak tekrar bakmayı amaçlamaktadır. Hegel farklı akılsallık formları bağlamında, şiddetin tamamıyla ortadan kaldırılmasa dahi, anayasal bir devlet içinde “sönümleneceğini” iddia ederken, temelde etik yaşam süreçlerini şiddetten arındırmayı hedefler. Yasanın şiddet sarmalını her defasında farklı şekillerde çerçevelediği bu tarihsel normlar, Hegel açısından, aynı zamanda bir tür kavramsal “ilerlemeye” işaret etmektedir. Böyle bir “medenileşme stratejisinin” çoklu etik merkezlerini aramak bu sunumun omurgasını oluşturuyor. Hegel’in ahlak felsefesi içinde yapacağımız bu normatif yolculuk, aynı zamanda günümüz tartışmalarında önemli bir yer tutan şiddetin eleştirel dönüşümüne katkıda bulunması açısından kritik bir öneme sahip görünmektedir. Bu açıdan, Hegel’in ahlak felsefesini yeniden okuma girişimi 21. yüzyılda tanıklık ettiğimiz hakikat-sonrası politika arayışlarının bir sonucu olarak tanıklık ettiğimiz şiddetin yeniden üretilme mekanizmalarına normatif düzlemde etik bir müdahale/tavır olarak da anlaşılabilir.  

27 Ekim 2019 Pazar 15.00 - 17.00 Dördüncü Oturum
Hegel ve Estetik Bütünlük

Hegel Estetiğinin Temel Nitelikleri ve Yazın | Prof. Dr. Onur Bilge Kula
Hegel’in üç ciltten oluşan “Estetik Üzerine Dersler” kitabında dizgeleştirdiği sanat felsefesi, süreçsel ve oluşumsal bir nitelik taşır. Bu, Almanya’da geliştirilen romantik felsefe ve sanat anlayışının doğal bir türevidir. Hegel’in geliştirdiği sanat felsefesi, dizgeliliği, kapsayıcılığı, düşünsel derinliği ve kavram örgüsü gibi özelliklerinden ötürü önemini hep korur. Hegel, ülkü kavramını estetik ile ilişkilendirerek, sanat biçimleri ve sanatın öz-yapısal belirlenimine ilişkin ölçü koyucu görüşler geliştirir. Filozof, kuramsallaştırdığı estetik felsefesini salt düşüncenin duyusal görünüşü olarak değil, “düşüncenin yaşamı, var-oluşu ve canlılığı” olarak tasarımlar. Hegel’in tanımlamasıyla, sanatsal ülkü, “düşünceyi tarihsel gerçekliği içinde ve tarihsel etkinliği” uyarınca anlatmak demektir. Hegel felsefesinde “tin” taşıyıcı kavramdır. Bu filozofun kavramlaştırmasıyla, “tin” yapıta dönüşmek zorundadır. Tarihsel gerçekliği içinde ülkünün yeterli belirlenimi, “yapıtın da belirlenimidir.” Bu nedenle, sanatı geliştiren biricik güç, sanatsal üretimde, dolayısıyla da yazınsal yapıtta duyusallaşan tindir. Hegel, yazınsal yapıtı, “dilin ve üretken çalışmanın birliği, dünyayı etken olarak aşma ve anlamlandırmanın birliği” olarak tanımlar. Bu filozofun tanımlamasıyla, amaçlı bir çalışmayla oluşturulan sanat yapıtı, “tarihsel-kültürel işlevini” biçimleyen öz-yapısı temel alınarak tanımlanabilir. Bu tanım, romantik felsefe ve yazın akımının “oluşumsalevrensel tümel sanat yapıtı” anlayışıyla benzerlik taşır. Sanat yapıtının işlevi, “tarihsel gerçekliğin”, bir başka anlatımla, tarihsel öz-bilincin “anlaşılır bir tarzda” aktarımıdır. Sanat, “verili bir malzemeyi biçimlendirme” anlamında üretken çalışma, bir başka anlatımla, biçimlendirici etkinlik olarak tanımlanabilir. Sanat, özellikle anlatı sanatı, diyesi, yazın, biçimlendirim belli bir ereği izlediği için, aynı zamanda “dildir, anlamlandırmadır ve yorumlamadır.” Bu belirleme uyarınca, yazın, tinsel işlemden geçirilerek biçimlendirilen dili, ikinci kez biçimlendirir. Bu nedenle, yazınsal yapıt, biçimlendirilen tinsel-dilsel malzemenin yeniden biçimlendirimiyle ortaya çıkar. Dolayısıyla, yazınsal yapıtın özgünlüğü, yeniden biçimlendirimin özgünlüğüdür. Sanatsal düşüncenin ve ülkünün tarihsel belirleniminden, “güzel görünüş”te somutlaşmasından ve sanatın “tarihsel etkinleşme tarzından” yola çıkan Hegel, sanat türlerini “simgesel sanat”, “klasik sanat” ve “romantik sanat” olarak üçe ayırır. Bu ayrım çeşitli açılardan eleştirilebilir. Bu konuşmada bu konulara değinilecektir.

İdealizm ve Romantizm Bağlamında Sanat ve Hakikat | Dr. Ömer Behiç Albayrak
Hegel’in Estetik Üstüne Dersler’i, çeşitli veçheleriyle günümüzde verimli bir tartışma kaynağı olmayı sürdürüyor. Ancak sanatın doğası ve işlevine ilişkin Hegel’in kendi dönemindeki tek bütünsel tavır bu değildi kuşkusuz. Jena’da aynı zamanda var olan Romantizm Okulu da sanata ilişkin Hegel kadar bütünsel fikirleri ortaya atıyordu ve yine dönemin felsefesinden besleniyordu. Bu noktada sanat ve hakikat ilişkisini Hegel felsefesiyle Romantizm Okulu üzerinden tartışmak verimli sonuçlara gebe görünüyor. Bu bağlamda bu konuşmada her iki tarafın yaklaşımları ve dayandıkları felsefi temel açısından sanat ve hakikat ilişkisini tartışmaya çalışacağız.

27 Ekim 2019 Pazar 17.00 - 17.30 Kapanış Konuşması
Kubilay Aysevener | FKSD 5. Sonbahar Buluşması Akademik Danışmanı

 

Etkinlik Afişleri
 


 

web tasarım ankara Arama Motoru Optimizasyonu