Düşünüyoruz Öyleyse...

Bu etkinlik tamamlanmıştır.

Neden önemlidir René Descartes? Hayır, bugün hemen her birimizin zihinlerinde kazılı olan “Düşünüyorum öyleyse varım” sözü nedeniyle değil… Çünkü bu söz ne onun özgün anlayışını özetleyebilir, ne de onun eserleri arasında zannedildiği kadar önemli bir yer işgal eder. Kuşkusuz 17. yüzyıldaki pek çok entelektüel gibi o da farklı alanlarla uğraşabilirdi –ve bir ölçüde uğraşmıştı da. Ancak o, ne Hobbes gibi yalnızca siyaset felsefesinde konaklamış, ne Pascal gibi teolojinin girdaplarında çırpınmış ne de Erasmus gibi kendini hümanizmin yeşermesine adamıştı. Dahası eğer yalnızca ona yönelseydi kuşkusuz çağdaşları Fermat ve Roberval kadar ve muhtemelen onlardan da fazla özgün çalışmalara imza atması işten olmasa da, o, yalnızca matematikle ilgilenmeyi de seçmemişti. Çünkü o öncelikle ve esas olarak bir filozoftu. Öyle ki, Eski Yunan’da ortaya çıkışından beri Platon ve Aristoteles’in gölgesinde kımıldayan felsefeye yepyeni bir hareket alanı açan bir filozof… 

----------

Bir yıl boyunca Akademia Atölyesinde temel metinlerini okuyup incelediğimiz bu filozofun insanlığın düşünce serüveninde işgal ettiği yerin öneminin yanı sıra, bugünlere bıraktığı tartışmaları da masaya yatıracağımız FKSD 3. Sonbahar Buluşması’nı 9-10 Eylül tarihlerinde Menteşe Belediyesi’yle birlikte gerçekleştiriyoruz.

Akademik danışmanlığını Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümünden Prof. Dr. Nami Başer'in üstlendiği bu yılki buluşmamıza, Başer'in yanı sıra Prof. Dr. Halil Turan, Prof. Dr. Solmaz Zelyüt, Prof. Dr. Hatice Nur Beyaz-Erkızan, Doç. Dr. Aliye Karabük-Kovanlıkaya, Doç. Dr. Barış Parkan, Öğr. Gör. Yasin Gurur Sev ve Doç. Dr. Paul-Albert Andre Ballafat konuşmalarıyla katılacak.


Etkinlik Künyesi
 

Düzenleyenler
Felsefe Kültür Sanat Derneği (FKSD)
Menteşe Belediyesi


Akademik Danışman
Prof. Dr. Nami Başer | Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi

FKSD Etkinlik Sorumluları
Bahar Barlas-Çankaya | FKSD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı


Hatice Bilge Coşkun-Apaydın | FKSD Yönetim Kurulu Üyesi

Konuşmacılar (soyisimlerin alfabetik sırasına göre)

Prof. Dr. Nami Başer
Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi

Doç. Dr. Paul-Albert Andre Ballanfat

Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi

Prof. Dr. Hatice Nur Beyaz-Erkızan
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi

Doç. Dr. Aliye Karabük-Kovanlıkaya
Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi

Doç. Dr. Barış Parkan
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi

Öğr. Gör. Dr. Yasin Gurur Sev
İstanbul Arel Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü Öğretim Görevlisi

Prof. Dr. Halil Turan 

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi

Prof. Dr. Solmaz Zelyüt
Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi (emekli)

 

Etkinlik Programı ve Bildiri Özetleri
 

09 Eylül 2017 Cumartesi 10.00 - 10.30 | Açılış Konuşmaları
Bahattin Gümüş | Menteşe Belediye Başkanı
Ali Apaydın | FKSD Yönetim Kurulu Başkanı


09 Eylül 2017 Cumartesi 10.30 - 12.30 | Birinci Oturum
Eski Yunan'dan Descartes'a Felsefi Kavramların Evrimi

Aristoteles ve Descartes'ın Özgürlük Anlayışları Üzerine
Prof. Dr. Hatice Nur Beyaz-Erkızan


"İnsan varlığı özgürdür diyorsak, o başkaları için değil kendi varoluşu uğruna özgürdür." Aristoteles; Metafizik, 982b25

Özgürlük teriminin Grekçe karşılığı eleutheria’dır ki o, insanın bağlarından kendisini kurtarması anlamına gelir. Bu bağlamda özgürlük, özgürleşme olarak kendini kurar. Dolayısıyla, Aristoteles’in özgürlük anlayışı birçok çağdaş özgürlük kuramlarından farklıdır. Onun gerisinde “her şeyin zorunlulukla var olmadığı” düşüncesi bulunur ve böylesine ontolojik bir kavrayıştan hareketle ele alınan özgürlük hiç kuşkusuz etikpolitik sonuçları içerir. Özgürlüğün karşıtı diktatörlük ve köleliktir. Çünkü insan kendi aklı doğrultusunda tercihlerde bulunur ki bu da özgürlüğün kendiliğinden bir var olma durumu olmadığını gösterir; yani özgürlük tercihtir; tercih edebilmedir.

Bu sunumda, bu kavrayıştan hareketle kartezyen özgürlük anlayışı daha çok Jean Paul Sartre’ın yorumu üzerinden ele alınıp incelenecektir. Özgürlüğün ex nihilo (hiçten) bir yaratım deneyimi olmadığı ama onun otonom düşünmeden filizlendiği ve oradan da nasıl özgür istem/irade ile tercihe yöneldiği tartışılacaktır.

Ruh-Beden İlişkisi Bağlamında Aristoteles ve Descartes
Öğr. Gör. Yasin Gurur Sev


Platon’un ruhu bedenden müstakil ve ölümsüz kabul eden ve ruhun beden beden gezdiğini iddia eden ve onu kısımlarına ayıran yaklaşımına karşı Aristoteles’in geliştirdiği ve bedenden ayrı düşünülemeyen, üstelik canlılığa denk düşen, kısımlarına da ayrılamayan ruh anlayışı “hülomorfizm” (hylomorphism) olarak adlandırılmış ve bir devrim olarak görülegelmiştir. Descartes’ın felsefenin ve dünyamızın başına yeniden musallat ettiği ruh-beden ikiliği ise bu bağlamda pekâlâ bir Platon’a dönüş olarak okunabilir —bir farkla, Platon’un aksine, Descartes için ruhla beraber bedenin de bir tözselliği söz konusudur. Bu sunum, ruh-beden ilişkisi bağlamında bu gibi dönüşümlerin izini sürme amacındadır.

09 Eylül 2017 Cumartesi 14.30 - 16.30 | İkinci Oturum
Öncelikli Sorun Olarak Yöntem ve Bilginin Tesisi

Yöntem Olarak Şüphe, Bilginin Zemini Olarak Ben Bilinci
Doç. Dr. Aliye Karabük-Kovanlıkaya 


Descartes insan bilgisinin dayandığı zemini tesis etmek için bildiğimizi zannettiğimiz şeylerden şüphe etme yolunu tutar. Şüphe götürenleri aşamalı olarak eledikten sonra kendimize dair bilincimizin şüphe konusu olamayacağı, bu nedenle tüm bilgimizin zemininin bu bilinç olduğu sonucuna ulaşır. Descartes’ın bu görüşlerini değerlendirebilmek için şüphe etmenin nasıl mümkün olduğunu ve ne anlama geldiğini açıklamak yerinde olacaktır. Bu amaçla, Descartes’a göre düşünme, düşünmenin tarzları, bir düşünme tarzı olarak şüphe ile şüphe götürmeyecek şekilde bilmenin iki yolu olarak görü ve türetmeyi inceleyeceğiz. Bunlardan hareketle insan bilgisinin zemini olan ve ifadesini “Düşünüyorum, (öyleyse) varım” sözünde bulan bilincin, niçin (yaygın olarak sanıldığının aksine) Descartes’a göre bir türetme değil görü olduğunu, bu bilincin kendisine atfedilen işlevi ancak bu şartla yerine getirebileceğini öne süreceğiz.

Descartes’ın Kesinlik Arayışı
Prof. Dr. Solmaz Zelyüt 


Descartes'ın bilginin tesisinde neden metodu öncelikli kıldığı ve kuşku ile kesinlik arasında sıkı bir bağ kurduğunu anlamak için şu üç cümlesi üzerinde düşünmek iyi bir giriş olabilir:

 

1. "Hakikati arayanın, hayatında bir defa, bütün şeylerden gücü yettiği kadar şüphe etmesi gerektir.”
2. “Hakikati metodsuz aramaktansa hiç aramamak daha hayırlıdır.”
3. “Benim metod ile kastım, sarsılmaz ve basit kurallardır."


Gelişi güzel bir şekilde hakikati arayanları “ahmakça bir hazine bulma arzusuyla yanıp tutuşan, yoldan geçip giden birinin şans eseri düşürebileceği bir şeyi bulmak için sürekli yolları arşınlayan insanlar”a benzeten ve onlar karşısında dehşete kapıldığını ifade eden Descartes için “kesinlik” ve “hakikat” sımsıkı bağlıdır, hatta aynı anlamda kullanılır gibi görünürler. Peki, bu bağ ve neredeyse aynı anlamlılık neyi dışa vurur?

10 Eylül 2017 Pazar 10.00 - 12.00 | Üçüncü Oturum
Descartes Soruları ve Descartes'la Birlikte Gelen Sorular

Öznellik ve Bilim
Prof. Dr. Nami Başer


Düşünen benliğin öne çıkarılması daha önce başka yerlerde bulunan sonsuzluğu özneye aktarmış ve bununla beraber nereden kalkarak sonsuzluğa ulaşılacağı, şimdinin değerlendirilmesinde kökten bir takım değişiklikler ortaya çıkmıştır. Descartes sadece bilimin gitgide hamleler yaptığı bir dönemde yaşamakta kalmamış aynı zamanda kendisi de bu bilime katkılarda bulunmuştur. Onun öznelliği bilimi hiçe sayan bir öznellik değil tam tersine bilimin egemen olduğu bir anda öznenin değerlendirilmesine dayanır. Buradan yola çıkarak Descartes ile birlikte başlayan bu özne ve bilim birlikteliliğinin günümüze kadar gelen yankıları irdelenecektir.

Tanrı’nın Vücudu Hakkında Burhan Sorunu
Doç. Dr. Paul-Albert André Ballanfat


Descartes’ın Felsefenin İlkeleri’nde işaret ettiği üzere yegâne töz, tam anlamıyla Tanrı’dır. İnsan ise, tıpkı yaratılmış şeylerin varlıklarını sürdürmek adına, bir tek Tanrı’ya gereksinim duymaları gibi, Tanrı’ya analoji üzerinden töz olarak tayin edilebilir. Descartes için, Tanrı’nın yaratılmış şeylerden zorunlu olarak ayrı olması sorusu, Tanrı ve yaratılmış tözler arasındaki ilişkiye ışık tutulması gereksinimini taşır. Bu ışık tutma, Tanrı’nın varlığının kanıtının, hakikatin temelinde zorunlu olarak kurulu olması kabulünden hareketle, ontolojik argüman üzerinden yürütülür. Oysa Tanrı’nın varlığının kanıtı yalnız insanın özünün aydınlatılması yoluyla verilebilir ki, bu aydınlatma neredeyse cogito’nun olduğu gibi açığa vurulmasını gerektirir. Düşünen töz, konumu itibariyle, kendisini hem bilincinde (vicdanında) “kendi”yi içselliğe dönüştürecek şekilde onda bir yırtılma yaratan, bir yarık açan hem de cogito’nun kendisinden taşarak, bir anlamda, kendisini artık düşünmeyen olarak düşündürten sınırsızlığın nüfuzuna uğramaya kendini bırakır, tıpkı Levinas’ın saptadığı gibi.

Descartes tarafından derlenen kanıtlar dizisi, insanın biricik varoluşunda toplanır ve orada yoğunlaşır. İnsan, ontolojik yapısı itibariyle, tamamen ve bir tek ona analojik olmak bakımından Tanrı’nın tözü ile beraberdir; ve insan, yalnız kendisi töze has olanın tanımına cevap veren ve bu yolla, tözselliğin kendisinin kurulabilmesi için bilhassa zorunlu olan Tanrı’nın töz’ünün kanıtıdır. Karşılığında töz’ün kendisinin kurulduğu ve töz’ün kendisi tarafından yaratılmış olan bu analog töz, töz ile biricik, hususi bir ilişkiyi muhafaza eder. Sonunda bu, Meditasyonlar’a yöneltilen itirazlara verilen yanıtlarda, töz’ün üzerine atılmış imza gibi belirir. Cogito’da bulunan, onda töz’ün kendisinin doldurup taşırdığı içselliği teşkil eden bu yarık, yara olmak olarak töz’ün kendisinde bulunur.

10 Eylül 2017 Pazar 14.00 - 16.00 | Dördüncü Oturum
Felsefede Descartes Gündemi

Süreç Felsefesinde Descartes Eleştirisi
Doç. Dr. Barış Parkan


“Süreç felsefesi” öncelikli olarak Alfred North Whitehead’in felsefesinden bahsetmek için kullanılan bir terimdir. Ancak, Batı felsefe tarihinde ontolojik önceliği statik antitelere veren geleneksel yaklaşıma karşı, değişimi ön plana alan alternatif yaklaşımların hepsi de genel olarak ‘süreç felsefesi’ adı altında ele alınabilir. Özellikle 19. yüzyılın sonlarından itibaren ve 20. yüzyılda gittikçe daha çok yaygınlaşmaya başlayan bu alternatif yaklaşımın önde gelen temsilcileri arasında, Whitehead’in yanı sıra, Nietzsche’nin geleneksel Batı metafiziği eleştirisini ve Amerikan pragmatizmini sayabiliriz. Öte yandan, ontolojik önceliği statik antitelere veren geleneksel yaklaşımın en tipik örneklerinden birini Descartes’ın ontolojisinde buluruz.

Bu bağlamda, Nietzsche’nin Descartes’ın cogito argümanındaki töz kavramına yönelttiği eleştiri ve John Dewey’nin Descrates’ın başlangıç noktasını yöntembilimsel açıdan sorunsallaştırışı; süreç felsefesi için önemli köşe taşlarıdır. Bu sunumda, bu üç düşünürün (Nietzsche, Dewey ve Whitehead) alternatif yaklaşımlarının ortak noktaları ışığında, Descartes ontolojisi, süreç-ontolojik bir perspektiften eleştirilecektir.

Descartes’ın Yıkım Yöntemi: Bilgide Pekinlik Ölçütleri ve Yol Açtıkları Sorunlar
Prof. Dr. Halil Turan


René Descartes Meditasyonlar adlı yapıtında amacının geleneksel bilgiyi tümüyle yadsıyarak yeni, tümüyle güvenilir, pekin bir temel bulmak ve yeni bilgiyi bunun üzerine inşa etmek olduğunu söyler. Böylece Descartes tarihten gelen tüm varsayımları tümüyle geçersiz kılacak bir yöntem olarak çok güçlü kuşkucu (skeptik) uslamlamalar kullanır. Bunlardan yalnızca birinin kendi buluşu sayılabilecek olması ilginçtir. Dahası, kuşkuculuktan kurtulabilmek için aradığı zemini ancak –Tanrı’nın varlığının kanıtlanması ve özniteliklerinin ortaya koyulması gibi– felsefe tarihinden gelen kalıttan yararlanarak sağlamlaştırabilmektedir.

Konuşmamda Descartes'ın ünlü cogito uslamlamasının sorunlarına değineceğim. Üzerinde duracağım temel sorun Descartes'ın “düşünüyorum” deyişinin filozofun öne sürdüğü kadar sağlam bir temel oluşturup oluşturmadığı olacak.

Bu kapsamda, ele alacağım öncelikli sorularım şunlardır:

Kim düşünmektedir?
Düşünme dediğimiz eylem kuşkuyu sona erdirebilecek midir?
Descartes'ın evreninin sınırları nerededir?
Tarihten bağımsız bir bilgi evreni tasarlanabilir mi?


Etkinlik Afişleri







 
web tasarım ankara Arama Motoru Optimizasyonu