Felsefenin Kritiği

Bu etkinlik tamamlanmıştır.
 
"Kant’ın kritik felsefesinin öncesi ve sonrası bakımından önemi aşikârdır. Bunun temel nedeni bilme çabası olarak felsefenin imkânını sorgulaması ve tam da bu çabanın kendisini temellendirmeyi hedeflemesidir. Genel olarak saf aklın eleştirisi bu teşebbüse verilen isimdir. Bir mahkeme sahnesidir saf aklın eleştirisi. Davalı, davacı, onların vekilleri, hâkim, gerekiyorsa jüri, hatta dinleyiciler olmak üzere tüm unsurları akıl olan bir mahkeme. Bu mahkemenin kurulmasının gerekçesi kendi dışında saf olmayan bir şekilde hüküm verdiğini tecrübe ettiğimiz aklın böyle bir yetkisinin olup olmadığını, varsa hangi açılardan nerelere kadar nasıl ulaştığını tespit etmektir. Kant’ın genel olarak projesinin adı aynı zamanda kritik dönemdeki ilk eserinin adıdır. İkinci ve üçüncü eleştiriler Kant’ın kritik dönemindeki ilk eserinden sonraki farklı zamanlarda eleştiri projesinin tamamlanabilmesi için tespit ettiği ihtiyaçları karşılamak üzere yayınlanırlar. Üç eleştiri de saf aklın eleştirisidir. İlk eser olan Saf Aklın Eleştirisi’nde teorik aklın eleştirisi tamamlanır ve aklın bilme dışındaki faaliyetlerinin zemini tesis edilir. Pratik Aklın Eleştirisi’nde aklın eylemeye yönelik faaliyetinin nasıl mümkün olduğu temellendirilir. Yargı Gücünün Eleştirisi’nde ise bilmeye ve eylemeye yönelik hükümlerin aklın faaliyetinin bütününü kuşatmadığı tespitinden hareketle, bunlar dışında kalan aklî faaliyet, ikisinin birliğini de tesis edecek şekilde incelenir. Bu etkinlikte, bu üç eleştiriyi irdelemeye çalışacağız."

Doç. Dr. Aliye Karabük-Kovanlıkaya | FKSD 4. Sonbahar Buluşması Akademik Danışmanı

----------

Kuruluşumuzdan hemen sonra başladığımız, derneğimizin ilk etkinliği olan Akademia Atölyesinin bir tamamlayıcısı olarak sürdürdüğümüz sonbahar buluşmalarının dördüncüsünde bu yıl Kant metinlerine odaklanıyoruz.

Ankara Goethe Institut’nün katkılarıyla gerçekleştireceğimiz bu yılki buluşmamızın başlığı ise Felsefenin Kritiği… Buluşma tarihimiz ise 20 ve 21 Ekim...

Akademik Danışmanlığını Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümünden Doç. Dr. Aliye Karabük-Kovanlıkaya'nın üstlendiği bu yılki buluşmamıza, Karabük-Kovanlıkaya'nın yanı sıra Ali Apaydın, Prof. Dr. Nami Başer, Prof. Dr. Reinhard Brandt, Doç. Dr. Elif Çırakman, Prof. Dr. Kaan H. Ökten, Dr. Zeynep Savaşçın ve Doç. Dr. Çetin Türkyılmaz konuşmalarıyla katılacak.


Etkinlik Künyesi

 

Düzenleyenler
Felsefe Kültür Sanat Derneği (FKSD)
Goethe Institut Ankara

Akademik Danışman
Doç. Dr. Aliye Karabük-Kovanlıkaya
Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi

FKSD Etkinlik Sorumluları
Hatice Bilge Coşkun-Apaydın
FKSD Yönetim Kurulu Üyesi

Burcu Erbil-Çiftçi
FKSD Yönetim Kurulu Yedek Üye

Konuşmacılar (soyisimlerin alfabetik sırasına göre)

Ali Apaydın
FKSD Yönetim Kurulu Başkanı - Akademia Atölyesi Koordinatörü

Prof. Dr. Nami Başer
Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi (emekli)

Prof. Dr. Reinhard Brandt
Marburg Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi (emekli)

Doç. Dr. Elif Çırakman
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi

Doç. Dr. Aliye Karabük-Kovanlıkaya
Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi

Prof. Dr. Kaan H. Ökten
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi

Arş. Gör. Dr. Zeynep Savaşçın
Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi

Doç. Dr. Çetin Türkyılmaz
Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi

 

Etkinlik Programı ve Bildiri Özetleri
 

20 Ekim 2018 Cumartesi 10.30 - 11.00 | Açılış Konuşmaları
Dr. Ahmet Terkivatan | Goethe Institut Ankara Yetkilisi
Ünal Emre Çiftçi | FKSD Yönetim Kurulu Üyesi

20 Ekim 2018 Cumartesi 11.00 - 13.00 Birinci Oturum
Birinci Kritik: Saf Akıl

Bilginin Nesnellik Zemini: Saf Akıl | Ali Apaydın

Şöyle denebilir: olası herhangi bir bilimin kuruluşunda evrensellik ve zorunluluk kaçınılmaz bir önkoşul olarak talep edilendir. Çünkü evrensel ve zorunlu bir temel üzerine yükselmeyen bilgisel bir yapının bilim olması söz konusu olamayacaktır. Bu yapının ismi ise nesnelliktir. Nitekim nesnel bilgiler, bir gerçeklik ifadesi olarak kendilerini sunar. Bununla birlikte evrensellik ve zorunluluk analitik yargılar vasıtasıyla elde edilebilen bilgilerde zaten mevcuttur. Fakat analitik yargılar, bilimlerin talep ettiği yeni bilgilere ulaşma noktasında tıkanıklık yaşar. Çünkü yeni bilgiler için kurulacak yargı cümlelerinde, özne ve yüklem arasında bizzat öznede verili olmayan bir şeyin bulunması gerekir; bu ise ancak sentetik yargılar vasıtasıyla sağlanabilir. Ancak sentetik yargılar da deneyde doğrulanabilmelidir. Şu halde, hem deneyden bağımsız (deneyle elde edilmeyen) hem de bizzat deneyde evrenselliği ve zorunluluğu doğrulanabilen bir bilgiden nasıl söz edilebilir? İşte, bu soruya yönelik Kant’ın bir çıkış noktası olarak öne sürdüğü sentetik apriori yargıların bilimlerin temeli için ne ölçüde geçerli bir yaklaşım olabileceğini tartışmaya açmaya çabalayacağım bu konuşmada, Akademia Atölyesinde yapılan okuma sürecindeki uğrak noktalarımıza da değineceğim.

Saf Aklın Eleştirisi’ne Sondan Başlamak | Prof. Dr. Kaan H. Ökten
İlk basımı 1781, gözden geçirilmiş ve değiştirilmiş ikinci basımı 1787 yılında yapılan Saf Aklın Eleştirisi ön söz, giriş, transendental öğeler öğretisi ile transendental yöntem öğretisi olmak üzere toplam dört bölümden meydana gelmektedir. Kitabın en uzun kısmını üçüncü bölüm oluşturmaktadır. Kitabın altıda birlik son bölümünde saf aklın disiplin, kanon, arkitektonik ve tarihi ele alınmaktadır. Saf Aklın Eleştirisi’ni okuma girişimine (çoğu kitapta yapıldığı gibi) genellikle en baştan başlanmaktadır. Bu itibarla burada önce iki önsöz, sonra giriş kısmını takiben ağırlık transendental öğeler öğretisine verilmektedir. En sonunda da transendental yöntem öğretisi üzerinde geçilmekteyse de bu bölüm üzerinde genellikle yeterince durulmamaktadır. Oysa ben, bu son bölümün Saf Aklın Eleştirisi’ne nispeten kısa ve yararlı bir giriş olabileceğini düşünüyorum ve kitaba sondan başlamanın yolunu deniyorum. Bunu şu sebepten dolayı yapıyorum: Kant bu son bölümde transendental argüman hakkında son derece derinlikli ve hoş anlatımlı bir akıl yürütmede ve tarihi anlatıda bulunmaktadır. Okurun buradan başlayarak Kant'ın bu kitapta ortaya koyduğu felsefesine daha kolay hâkim olacağı kanaatindeyim. Özellikle B787'den başlayıp B790'a kadar giden parçadaki meşhur “düzlem” anlatısının Kant'ın “Kopernikçi devrim” benzetmesi kadar önemli olduğunu düşünüyorum.
 

 

20 Ekim 2018 Cumartesi 13.00 - 15.00 İkinci Oturum
İkinci Kritik: Pratik Akıl


Ahlak Yasası İnsan İradesini Nasıl Belirleyebilir? | Doç. Dr. Aliye Karabük-Kovanlıkaya
Kant’a göre ahlak yasası var olup olmamalarından bağımsız olarak, mümkün tüm akıllı varlıklar için geçerli olması şartıyla temellendirilebilir. İnsan için geçerli olması, tüm sınırlılığına rağmen akıllı olması sayesindedir. Aklı sayesinde insanın sadece olana değil aynı zamanda olması gerekene, olması gerekenin şartı olarak da olabileceğe erişimi vardır. İnsanın sınırlılığı, en can alıcı haliyle, olmasını dilediği şeyleri fiilî kılmadaki yetersizliğinde kendini gösterir. Bu sınırlılık aklı bakımından değil aynı zamanda doğal bir varlık olması bakımındandır. Ahlak yasasının temellendirildiğini kabul edersek şu soru kendini dayatır: Doğal olmayan akıllı varlık için geçerli olan yasa, doğa yasalarının dayattığı tüm kısıtlamalara tabi varlık olarak insan için nasıl bir belirleyici zemin olabilir? Dilemesi ile fiilî hale getirmesi arasında mesafe olması imkânsız sonsuz akıllı varlığın yasası, doğayla sınırlı akıllı varlığın iradesini nasıl belirleyebilir? İnsan “nesnel” ahlak yasasını, kendi doğa yasalarına tabi fiili için, sınırlı doğasıyla uyum içinde, nasıl “öznel” düstur haline getirebilir? Bu konuşmada Kant’ın bu soruya cevabını değerlendirmeye çalışacağız.

Epikurosçuluk ile Stoacılık Arasında Kant Etiği | Doç. Dr. Çetin Türkyılmaz
Kant’ın etik görüşü, her ne kadar modern çağın birçok öğesini kendinde taşısa da, Eskiçağ düşüncesindeki erdem (areté) kavramını ve bu kavramın anlam içeriğini her zaman göz önünde bulundurmuştur. Bu açıdan bakıldığında, Pratik Aklın Eleştirisi’nin ikinci kitabındaki “Saf Pratik Aklın Diyalektiği” kısmında Epikurosçuluğu ve Stoacılığı ele alması bir rastlantı değildir. Erdem ile mutluluk ilişkisini en yüksek iyi (summum bonum) bağlamında birbirine karşıt yönde kuran bu iki öğreti, Kant’ın ödev etiğini kurmasında ve onun “iyi” kavramına verdiği anlamı belirginleştirmesinde belirleyici olacaktır. Bu konuşmada, özellikle Kant’ın Pratik Aklın Eleştirisi, Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi ve Etik Üzerine Dersler’indeki görüşleri temele alınarak Epikurosçuluk, Stoacılık ve Kant arasındaki ilişki ortaya konmaya çalışılacaktır.

21 Ekim 2019 Pazar 11.00 - 13.00 Üçüncü Oturum
Üçüncü Kritik: Yargı Gücü


Kant Felsefesinde Yaşamın Erekselliği Sorunu | Doç. Dr. Elif Çırakman
Kant, yaşamın nesnel bilgi konusu edilemeyen erekselliğini Yargı Gücünün Eleştirisi’nin ikinci bölümünde ele almaktadır. Kant’ın eleştirel felsefesinde doğayı sadece duyulur yönüyle yani bedenlerin salt dışsal ilişkileri ve mekanik düzenlenişi bakımından bilmemize rağmen, bu eserde doğayı bir başka yönü ile düşünebilmemizin gerekli olduğu öne sürülür. Kant’ın eleştirel felsefesinde doğanın duyulur-üstü, içsel düzenlenişini anlama yetimizin ilkeleri ile belirleyip açıklamamız mümkün değildir. Kant, yaşamın tam da anlama yetisi tarafından belirlenemeyen yönüne işaret ederek, onu nesnel bilgimizin ufkunu kuran kavram ve ilkelerin ötesine yerleştirir. Böylelikle yaşamı nesnel bilgi alanına dâhil etmeden, bir başka zeminden düşünme imkânı açık kılınır. Doğayı belirli, mekanik ve zorunlu bir düzen içine sokan anlama yetimizin koşullarla sınırlanmış bilgisi, doğanın açıklanabilir ve duyulur yönüne dairdir. Kant, Yargı Gücünün Eleştirisi’nde doğayı yaşayan, kendi içinde erekler barındıran ve kendi içsel ereklerine göre devinen canlılık olarak tasarlayabilmenin koşulunu sorgular. Burada Kant, ereksel düşünmenin bilimsel bir açıklayıcılığı olmasa da gerekli olduğunu düşünmektedir. Kant, Yargı Gücünün Eleştirisi’nde bu gerekliliği hangi zeminden kurmaktadır? Kant’ın felsefesinde doğayı canlılık ve yaşam olarak değerlendirmemize imkân tanıyan ve daha da ötesi bu değerlendirmeyi gerekli kılan normatif boyut nedir? Bu konuşma, Kant’ın eleştirel düşüncesinin sınırlarını “yaşam” meselesi ekseninde göstermeyi amaçlamaktadır.

Bir Köprü Olarak Üçüncü Eleştiri | Prof. Dr. Nami Başer
Yargı Gücünün Eleştirisi, birbirinden ayrı iki konuyu işlediği gerekçesiyle eleştirilmiştir. Burada tartışılan konular üç tanedir: birincisi üçüncü eleştirinin diğerleri ile olan uyumu, ikincisi bir aracı olarak ele alınan yargının teorik ve pratik yönler arasında bir geçiş sağlayıp sağlayamadığı, üçüncü olarak ise Kant felsefesinin birliği. Acaba yargının bu özelliği aynı zamanda hem sanat hem de hayatla ilgili anlam, son, amaç sorununu çözebilir mi? İki türlü yorum geliştirilebilir bu durumda. Eğer Kant bu eleştiride daha önceki iki eleştirinin arasındaki köprüyü ortaya koyabilmiş ise, üç eleştiri birbirini tamamlar. Yoksa Kant’ın kendisinin uçurum adını verdiği boşluk daha da açılarak, çözümü olmayan bir çelişki noktasına mı gelinir? Teoloji açısından da Pascal’ın iki ayrı tanrı (felsefecilerin tanrısı ve halkın tanrısı) anlayışının yeniden ele alınışı, bilim açısından ise tekil olanın ilkesinin ne olduğu sorunu yeniden tartışma konusu olabilir. Bir yorumcunun “barok birlik” adını taktığı bu üçüncü kritik bugünün sorunlarına bu açılardan çok yakındır. Bu konuşmada bu yakınlığın nedeni olarak birliğin olmayışını ya da var sayılışını irdeleyeceğiz.

21 Ekim 2019 Pazar 15.00 - 17.00 | Dördüncü Oturum
Kritiklerin Işığında...


Hak Doktrini ve Düalizm Sorunu | Dr. Zeynep Savaşçın
Kant felsefesi, Saf Aklın Eleştirisi’nden itibaren akıl ve doğa, norm ve olgu arasında tespit edilen bir mesafe üzerine düşünmeye davet eder bizi. Akıl yetisini sorgulayan üç temel eser ve onların etrafında açılan tarih, hukuk, siyaset alanlarına ilişkin soruları konu alan kısa yazılar bu mesafeyi farklı bakış açılarından ele alırken, insan varoluşunun iki veçhesi arasındaki gerilimli ilişkiyi anlamayı hedeflerler. Kantçı düalizmin en çok zorlayan yönü, belki de eleştirel düşüncenin kendini serimleyişi içinde, bu iki veçhe, iki varoluş tarzı arasında bir tür karşılıklı ilişkinin izini sürüyor oluşudur. Eleştirel düşüncenin gelişimi ya da kendini her seferinde bir katman daha açarak ilerlemesi olarak adlandırabileceğimiz bu süreçte “Hak Doktrini”nin ayrıcalıklı bir yere sahip olduğu öne sürülebilir. “Hak Doktrini” ve ondan kısa süre önce yazılmış olan “Teori ve Pratik” adlı eserle birlikte, Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi’nde ya da Pratik Aklın Eleştirisi’nde, yok sayılmasa bile, üzerine konuşulmamış bir alanın, hukuk alanının açılışına, olgu ve norm arasındaki ilişkinin bu alan çerçevesinde yeniden sorgulanışına tanık oluruz. Bu konuşmada Kant’ın hukuk felsefesini, insanın özgürlüğünü ve özerkliğini gerçekleştirmesi için sunduğu imkânlar açısından ve “Hak Doktrini”nde karşımıza çıkan “Cumhuriyet”, “Kozmopolitizm” ve “Kamusallık” kavramları üzerinde durarak değerlendirmeye çalışacağız.

Kant’ta Tarih, Hukuk ve Siyaset | Prof. Dr. Reinhard Brandt
Başlıkta anılan üç kavram tematik bir çerçevede bir araya getirilerek Kant’ta ayrıntılı olarak incelenmelidir. Bunun için Heredot, Thukydides ya da Livius’un izinde bir tarihin değil; kendini Grotius, Pufendorf ve Kant’ta ortaya koyan, hukukun gelişimince şekillenen çağdaş bir tarihin peşine düşeceğiz. Yani bir olaylar tarihi değil, Stoa-Roma hukuku temelindeki “insan haklarının gelişimi”dir (evolutio juris humani) söz konusu olan. Burada, insanı moral-hukuksal bir nitelikle donatan ve devletin bir üretimi olmayıp –Çin’deki gibi örneğin– aksine devlete bir moral-hukuksal temel sağlayarak vazife yükleyen ‘kişi’ kavramı esas alınacaktır. Doğal hukuk kuramının genel düsturu, hukuk kişilerinin devlet otoritesince korunan bir birliğe entegre olma hakkına sahip olduğunu ifade eder. Bu birlik dâhilinde beden, hayat ve diğer varlıklar kanunen tanınır ve korunur. Burada söz konusu olan devletin siyaseti, sözü edilen hukukun gerçekleştirilmesine odaklanmaktadır. Kant’ta hukuk; şahıslar hukuku, mülkiyet hukuku ve sözleşme hukukuna değin çeşitlenmekte ve bir uluslararası hukuk ile dünya yurttaşlığı hukukuna entegre olmanın yolunu aramaktadır. Makul bir siyaset, kişi olarak her insana bağlı olan söz konusu evrensel hukukun gerçekleştirilmesine yönelecektir.


Goethe Institut Ankara'nın etkinlik duyurusuna buradan ulaşabilirsiniz...


Etkinlik Afişleri





web tasarım ankara Arama Motoru Optimizasyonu